English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Milliyet-Sanat, 15 / Ağustos / 1998

AKSES, TÜRK BEŞLERİ ve
İLYASOĞLU'NUN İNCELEMESİ


Üner Birkan

"Türk Beşleri" diye anılan besteciler topluluğunun "en genç" (doğ.1908), bugün yaşamakta olan tek üyesi Necil Kâzım Akses, "Kim çıkardı bu Türk Beşleri sözünü?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:
"İnanır mısınız, ben de bilmiyorum. Birileri bizleri, dışarıda eğitim görmüş, Türk müziğinde Cumhuriyet sonrası ilk çok seslendirme hareketine girişmiş beş kişiyi, Rus Beşleri'ne benzeterek, bu başlığı ortaya atmış. Çalışmalarımız ve tuttuğumuz yollar bambaşkaydı. Manada ve ruhta birleşiyorduk."

Değerli meslekdaşımız Evin İlyasoğlu, Akses'in yaşamını ve sanatını bütün ayrıntıları ile incelediği kitabında (Evin İlyasoğlu: Necil Kâzım Akses – Minyatürden destana Bir Yolculuk / İki CD ekiyle / Yapı Kredi Yayınları, Haziran 1998.), Cumhuriyet'in bu ilk besteciler kuşağının, bu saygıdeğer öncülerin çabalarını aktarıyor bize; daha önce, Cemal Reşit Rey incelemesinde yaptığı gibi. Sayın Akses'in yukarıdaki vurgulaması çok yerinde: Bu öncüler topluluğunun üyeleri arasında, belki çalışmaları bakımından değil, ama tuttukları yol açısından tam bir benzerlik var. "Manada ve ruhta" birleşmiş olmalarının anlamı da bu; Atatürk'ün, "Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir" (1934) sözünün doğal sonucu. Sayın İlyasoğlu, incelemesinin bir yerinde şunları belirtiyor: "Ancak, Necil Kâzım'ın bir de ısrarlı savı vardır. Türk Beşleri için, her birinin içinden yetiştiği okulun izini sürdürdüğünü söyler. Bunu bir yönden de eleştirir: "Onlar ekseriyetle okudukları ekolün etkisinde kaldılar, ben ise kendi yolumu seçtim."

İlyasoğlu'nun büyük emek ürünü olan, bol sayıda görsel gereçle ve iki CD ile zenginleştirilmiş, geniş çalışması, bir anlamda, Cumhuriyet'in bu ilk müzik görevlilerinin ortada henüz hiçbir şey yok iken, Türk çoksesli müziğini yaratmak üzere yola çıkışlarının öyküsünü ulaştırıyor bize. Bu beş öncünün her biri (Rey, Erkin, Saygun, Alnar, Akses), 1920'lerin ortalarında, çeşitli yollardan, Avrupa'nın çeşitli ülkelerine gidiyor, oralarda müzik eğitimlerini tamamlayıp, 1930'ların ortalarında yurda dönüyor, birikimlerini ülkenin müzikte gelişmesi için eserler vermeye, genç kuşakları eğitmeye adıyorlar. Akses'in yolu da, önce Viyana'dan, sonra Prag'dan geçiyor; oralarda Joseph Marx, Alois Haba gibi bestecilerle çalışıyor kendisi. Sonra da Ankara Devlet Konservatuvarı'ndaki öğretmenliğinin yanı sıra, bugün sayıları 59'i bulan, aralarında altı senfoni ile dört yaylı çalgılar dörtlüsünün de yer aldığı eserlerini yazmaya başlıyor. Kitabın yazarı bir ara, "Ömrünüzün büyücek bir bölümünü yöneticilikle, kağıt imzalayarak geçirmişsiniz" diyor 90 yaşındaki besteciye, şöyle bir yanıt alıyor ondan: "Şimdi yazdıklarıma, o koca koca ciltlere baktıkça, korkuyorum. Demek, boşuna geçirmemişim günlerimi!"

Bestecimiz gerçekten, yaşamının uzunca bir süresini yöneticilik görevleriyle geçirmiş: Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürlüğü, Güzel Sanatlar ve Opera Genel Müdürlükleri. Ama bürokrasi, Akses'i bestecilik çalışmalarını aksatmadan yürütmekten alıkoymamış. Opera'daki görevini yürüttüğü sırada, bu kuruma ve bu sanat dalına getirdiği sayısız yeniliklerin yanında, "Leyla Gencer'in, en verimli çağında Türk Operası ile ilgisini kesme" gibi bir işlemin altında da Akses'in imzası var! Belki de görevinin getirdiği sorumluluk gereğinin kaçınılmaz sonucu bu.

Sayın Akses'in eserlerinin hemen tümünün bastırıldığını, seslendirildiğini, birçoğunun plağa, CD'lere kaydedildiğini; eserlerinin özgün notalarının, oğlu sayın Ahmet Akses'in oluşturduğu arşivde korunmakta olduğunu da öğreniyoruz kitaptan.

Sayın İlyasoğlu'nun incelemesi, "Türk Beşleri" olgusu ve Cumhuriyetin bu ilk, öncü besteciler kuşağı üzerine, çok değerli bir kaynak. Kutluyorum.



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses