English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Senfonik müzikte heybetli bir duruş
Necil Kâzım Akses


“Türk Beşleri” grubunun birbirinden değerli beş bestecisinin konuya uzak sanat severin zihnindeki imgesi Türk gereçlerinin batı çok sesliliğiyle birleşmesi olarak tarif edilebilir. Bu imge kabaca doğru olmakla birlikte, işin içine girdikçe herbir bestecinin ayrı bir duruşu, ayrı renkleri olduğunu görmek heyecan vericidir. Örneğin bir adım daha öteye gidildiğinde Rey hayal gücüyle çarpar da, Saygun titizliğiyle dikkat çeker; Erkin ise akıcılığı, oyunculluğu ve duygusallığı ile kalplere hitap eder. 1900 – 1910 arasında doğmuş ve ilk verimlerinden sonra Halil Bedii Yönetken tarafından “Türk Beşleri” olarak adlandırılmış bu yaratıcılarımızın yüzüncü yılları geride kalırken, onları onlar yapan sanat karakteristiklerine daha yakından mercek tutmak bugünün estetik ve sanat tartışmaları açısından anlamlı olabilir. İçlerinde en gençleri olan ve 2008 itibarıyla doğumunun üzerinden tam bir asır geçmiş Akses, aldığı eğitim, etkilendiği Avrupa ekolleri ve ürettiği müzik açısından grup içinde oldukça farklı bir noktada konumlanıyor. Saygun-Erkin-Rey üçlüsünün Fransız ekolünün şöyle ya da böyle, ve değişik yönleriyle etkisi altında olmaları, yine bu üç bestecinin sıkça çalınmasının da getirdiği bir izlenimle “Türk Beşleri”nin toplamda oldukça “Fransız” bir imgeye sahip olmasına neden olmuştur. Oysa Akses, ne eğitim, ne etkilendiği ekoller, ne de sanatsal kariyerinin herhangi bir döneminde ürettiği müzik bakımından “Fransız” ekolüyle uzaktan yakından alakası olmayan bir besteci. 

Cahit Külebi, Akses’in devlet adamlığıyla bütünlenen kişiliğini şöyle anlatıyor
“Bu yazı dizisinde ele almaktan çekinmediğim tek yaşayan kişi N. K. Akses. Bugüne dek gördüklerim arasında devlet adamlığına en çok yakışanı. Aşağıda anlatacağım özellikleriyle, bütün yöneticilik yaşamımda onun yanında çalıştığım kadar hiçbir zaman rahat ve mutlu olmadım... Necil Kâzım Akses, şimdi gazetelerde şık şık resimlerini gördüğümüz kalın yapılı, holding sahiplerine benzer. Neşeli ve canlıdır. İstemediği zaman hiçbir şeye sinirlenmez. Onunla çalışmak, görevini yapanlar için mutluluktur. Çünkü ne istediğini bilirsiniz. Bu ortamda ara sıra yanlışlıklar da olsa, adamına göre davranır, ama genellikle tepki de göstermez. Son derece zeki, işbilir ve “nabızgir” olduğu halde içten pazarlıklı da değildir. Alışverişten, yemekten, para işlerinden çok iyi anlar. Bir sanatçının bu oranda eksiksiz ve dengeli olması aklın alacağı şey değildir. Aslında, en büyük meziyeti, dünyada işe yaramaz adam bulunmadığı yolundaki anlayışıdır. Herkese ne yaptıracağını bilir. Bu bakımdan, büyük devlet adamlarımızdan çoğu dahil, eşsizdir diyebilirim. Kanımca bir yüksek yönetim enstitüsü açılsa ve onun başına Necil Kâzım Akses getirilse, parti başkanlarından ileride başbakan olacaklara, büyük işletmelerde görev alacaklara çok şey öğretir.” (Külebi, İçi Sevda Dolu Yolculuk, Çağdaş Yayınları, Nisan 1986, Aktaran: İlyasoğlu, s. 134)

Annesi ve iki teyzesi öğretmen, babası  posta müdürü olan Akses, 1917’den itibaren Almanca eğitim veren İstanbul Sultanisi’nde (İstanbul Erkek Lisesi) okur.  Çocukluğundan beri müziğe ilgi duyan Akses’in gençlik yıllarında önüne çıkan önemli bir hoca o dönemde Darülelhan’da ders veren genç bir bestecidir: Cemal Reşit Rey. Akses her ne kadar sonradan bambaşka bir yol izleyecekse de, Rey’den Debussy’leri, Franck’ları öğrenir ve çok etkilenir. Ancak Almanca biliyor olması müzik tahsili için yapacağı seçimde etkili olur: tercih ettiği kent Viyana’dır.  

Akses’in Viyana’sı

Avusturya Müzik Akademisi’nde Kleinecke’nin öğrencisi olarak viyolonsel çalışan Akses, akademinin müdür ve kompozisyon hocası olan besteci Joseph Marx’tan da dersler alır. Daha sonra Marx’ın sözünü dinleyerek yönünü yalnızca besteciliğe çevirmeye karar verir. Viyolonseli bu kadar iyi tanıması ise ileride bu çalgının repertuvarına eserler kazandırmasına yol açacaktır. Akses’in geldiği Viyana, 20. yüzyılın çok büyük bestecilerinin iz bıraktığı bir Viyana’dır. Avrupa müziğinin post-romantik olarak adlandırılan, romantizm sonrası döneminin birçok önemli bestecisi bu kentle bağlantılıdır. Mahler, Bruckner, Richard Strauss... farklı üsluplara sahip bu besteciler romantizmin büyük orkestrasını, koro ve solistlerle yükseltilmiş ses gruplarını, tonaliteden giderek koparak ve daha özgür anlatımlar tutturmak yoluyla benimsemişlerdir. Post-romantiklerin bir özelliği tonal çekimden uzaklaşmaksa, diğer özelliği de ilk olarak Wagner müziğinde görülen, sonsuz ses çizgilerinin, büyük dalgalanmaların, çok kuvvetli ve birbirinin içine geçen ses dokularının karışması olmalı. Başı, sonu, ortası belli olan şarkı formları, klasizmin etkisindeki kurallar ya da “terbiyeli romantizm” tümden kaybolmuş, yerini uzayan ses çizgileri ve metafiziğe dönük bir romantizm kaplamıştır. Post-romantiklerin bir başka özelliği senfonik müziği formal bir yapı olarak görmekle sınırlı kalmamaktır; kahramanlık öyküsü, trajedya ya da bir doğa resminin öykülenebildiği senfonik şiir formu onların bir başka gözdesi olur. Akses’in geldiği Viyana bir tarafıyla post-romantiklerin etkisini taşırken, bir diğer yandan da Schoenberg, Webern ve Berg’in oniki toncu müziği ve bunun yarattığı devrime bizzat ev sahipliği yapar. (Hatta Akses’in anılarından Berg’le zaman zaman sinemada karşılaşmış olduğunu öğreniyoruz) “İkinci Viyana Okulu” olarak adlandırılan bu yaklaşım bildiğimiz anlamda ezgiyi resmen mezara gömmekle kalmaz, oniki eşit tonun bir dizi içinde yer alışını da kompozisyon kurallarına bağlar.Bir yanda Wagner-Strauss çizgileri, diğer yanda onikitonculuk, öte yandan Bruckner’in durağan ve bitmez temalı uzun senfonileri, ve Hugo Wolf’un şiir ve müzik arasında bağlantılar kurduğu modern müziği... tüm bunlar Akses’in eğitiminin doğal dekorunu oluşturuyor. Bestecinin yazacağı eserler kuvvetli bir yüzyıl başı orta Avrupa geleneğinin izlerini her bakımdan taşıyacaktır. Akses’in Avrupa’daki ikinci önemli eğitim durağı ise Prag oluyor. Çekoslavakya’da bu dönem etkin müzikçilerden Suk ve Haba, Akses’in hocaları olurlar. Haba’nın Batı’nın eşit tampereli sistemine karşıt olarak çeyrek sesleri kullanıma sokan müziği Akses’in imgelemini kışkırtmıştır. Kimbilir belki Türk musikisinin ara sesleriyle, Batı tekniğini birleştirme yolunda Haba’dan alabileceği şeyler olduğunu düşünür besteci. 1934 yılında Prag’dan mezun olan genç yaratıcı Ankara’da Musiki Muallim mektebinde göreve başlar.  

Bon Viveur*
Besteci hakkındaki en kapsamlı kitabın yazarı Evin İlyasoğlu Akses’in gastronomiye olan yoğun ilgisi ve yeme içme sevgisine dair şu anıyı aktarıyor:
“Necil Kâzım Bakü’de ünlü orkestra şefi Niyazi Tagizade’yi ziyarete gidiyor. Çok yakın arkadaşı. Şef, provada. Necil Bey konser salonundan içeri giriyor, daha kapıdan bağırıyor, “Bırak müzik senin olsun, Hacer bacım ne pişirdi?” (Hacer bacım Tagizade’nin eşi. O da çok güzel yemekleriyle ünlüymüş.) Necil Bey, birisi seyahate gidip döndü mü, “gördüğün senin olsun yediğini içtiğini anlat” dermiş.” (İlyasoğlu, s. 129)
* Bon viveur: Ehli keyf

Ankara’da bir müzik adamı

O dönemlerde yetiştirdiği sanatçılarına hemen ortam yaratan Ankara, Akses’e bir hocalık görevinden sonra bir de opera siparişi getirir. Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin on beşinci yılında Saygun’a ve Akses’e birer opera sipariş edilir. Bestecinin “Bayönder” adlı operası “Türk Beşleri”nin 1930’larda ortaya koyduğu metinli eserlerin ortak özelliğini taşır: imgelenen bir Türk destanı içinde epik karakterler ve Atatürk’ü simgeleyen bir baş kişi. 1935 yılında Paul Hindemith ve Carl Ebert Türkiye’ye gelerek Ankara’da konservatuarın kurulmasında önemli çalışmalar yaparlar. Akses, bu dönemde Hindemith’le birlikte kuruluş çalışmalarında görev alır. Daha bu zamandan ileride önemli kurumlarda müzik ve sanat alanında yöneticilik yapacağının ipuçlarını verir. Bu dönemde verdiği ilk çok önemli yapıtı “Ankara Kalesi, Senfonik Tarih” (1942) az bir zaman sonra Berlin Şehir Orkestrası tarafından çalınır ve DG etiketiyle Avrupa’da plak yapılır. “Ankara Kalesi”, yurtdışında plağa alınmış ilk Türk yapıtı unvanını taşıyor. Daha sonraları pek çok piyanistin dağarına girecek “Minyatürler” de bu dönemin ürünü. Akses’in 1947’de bestelediği “Balad” onun uzun bir suskunluk dönemi öncesi son büyük eseri olur. On yıllık zaman zarfında dış geziler, Ankara Devlet Konservatuarı Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Bern ve Bonn’da Kültür Ateşeliği, müfettişlik, Devlet Operası Genel Müdürlüğü görevlerinde bulunur. Bestecinin büyük senfonileri, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli, Cahit Külebi gibi Türk şairlerinin eserleri üzerine bestelediği liedler, büyük korolu yapıtları hepsi Akses’in 1960’lardan sonra ortaya koyduğu ürünler olacaktır. Besteci birbirini izleyen altın yıllarda adeta her yıl bir başyapıt ortaya koyar; “Keman Konçertosu”, “1. Senfoni”, “Itri’nin Neva Kâr’ı Üzerine Scherzo” olgun bir dünya bestecisinin eserleridir.  

Faruk Güvenç, Akses’in en etkili eseri olarak nitelendirdiği “Keman Konçertosu”nu şöyle anlatıyor:
“Necil Kâzım Akses ince kılıçla değil, ağır palayla dövüşen bir sanatçı. Bir sicilienne bile yazsa, üçlü orkestra, arplar, piyanolar filan kullanır. Partisyona göz attığınız zaman, sanırsınız ki diş fırçasını mürekkebe batırmış, bir teli kıllara sürtüp kağıdın üzerine binlerce damlacık sıçratmış. Sonra her damlacığa çengeller takmış ve bunların arasına bir avuç diyez, bir avuç bemol ile çift diyezler, çift bemoller serpiştirmiş. Akses’in orkestrasından nadiren hafif ses çıkar. P harfi doyurmaz bestecimizi. F, çift f’ler, üç f’ler, tremololar, sfz’lar, aksanlar süsler her sayfayı... Davulların, timpanilerin zarları çift kattır. Basit bir ritme de kolay kolay rastlayamazsınız onun eserlerinde. İkilinin üstüne bir üçlü binmiş, altına bir beşli yatmıştır. Onun için bütün kompozisyonlarının kanında kolestrol ile total lipid yüksek çıkar. Ve romantik ifadesine rağmen şeker daima biraz düşüktür.” (15 Mayıs 1972, Dünya gazetesi, aktaran: İlyasoğlu, s. 165)

Akses’in Müziği

Akses’in belki de “senfonik poem” başlığını taşıyan çok sayıda eseri yok ancak bestecinin kimi önemli eserlerinde “senfonik poem”e bir arketip olarak bağlı kaldığını söyleyebiliriz. Öykülemeyi , hatta yer yer görselliği yoğun olarak çağrıştıran anlatımı, dinleyenin zihninde zaman zaman cüssesiyle, etiyle, kemiğiyle bir kahramanı canlandırır, onun yaşamından dünyevi ve ruhani kesitleri masallaştırır. 1947 tarihli “Balad” açıkça program müziği olmasa bile bu türden bir öykülemeciliği akla getiriyor. Diğer yandan Akses, Osmanlı müziğinehem makamsal hem de ritmik anlamda en candan ilgiyi gösteren bestecilerimizden bir tanesidir. Onun eserlerinde kâh Kanuni’nin bir şiirine rastlarız (“Bir Divandan Gazel”), kâh makamsal müziğin en büyük ustalarına derin bir saygıyı ya da önemli bir göndermeyi buluruz. (“Itri’nin Nevâ-Kârı Üzerine Scherzo”) Akses müziğinin genel ruhu geçmişin sanatına olan böylesi bir saygıyı, heybetli diyebileceğimiz bir senfonik duruşla birleştirir. Etkilerini taşıdığı post-romantik ekolün büyük orkestrası onun gözdesidir. Senfonik müziğinin çoğunda hakim olan kalın ve uzun çizgiler, büyük planlar, benim imgelemimde çoğu zaman ağır adımlarla yürüyen bir devi uyandırmıştır. Akses müziği için söylenebilecek son şeylerden biri herhalde, “oynak” bir havası olmasıdır. Ona hiç uymayan bir başka şey de “duygulu ve içli” bir anlatıma sahip olmak olsa gerek. Dev toplulukların, büyük hacimli formların ustası olan Akses’in müziği ihtişamı, heybeti,  durağanlığı değilse de ağırkanlılığı anlatır. Sakin, otoriter ve idealist bir müziktir onunkisi. 60 ve 70’lerin en önemli müzik eleştirmeni Faruk Güvenç 1978’de Akses’in 70. yıl kutlaması çerçevesinde yazdığı bir program notunda şöyle söylüyor: “Necil Kâzım Akses büyük orkestra etkilerini çok sever, tuba, trombonlar, dört korno yerine altı korno, dizi dizi trompet, bir manga vurma çalgıcı ve Bruckner’in, Berlioz’un ağzının suyunu akıtacak kadar yaylı çalgılar... Konser salonları inler onun eserleri çalınırken, yer gök sarsılır. Eğer müziğin altına bir metin koyacaksa, metin yazarı Kanuni Sultan Süleyman’dan başkası olamaz... Eğer bir opera yazacaksa konu olarak Timur’u seçer Akses... Kompozisyonlarında kalpten gelen duygulu ezgilere pek rastlayamazsınız, ince bir espri, zarafet belki yoktur ama akıl vardır, bilgi vardır, ustalık vardır. Akses’in yapı malzemesi ne tuğladır, ne brikettir, ne ahşaptır; ağır, sağlam ve iri kaya parçaları kullanır ve her birini kimsenin yerinden kıpırdatamayacağı gibi yerleştirir.” Güvenç’in “kalpten gelen duygulu seslere rastlamamak” tespiti aslında yalnızca Necil Kâzım Akses’in değil, Türk ekolünün bugüne kadar çok fazla söz edilmeyen genel bir niteliğine de işaret ediyor: epiklik,  kişisellikten uzak olmak. Epik karakterli sanat akımlarının gücü daha çok kahramanlık, yiğitlik ve kudreti çok derin, çarpıcı, güçlü, zengin anlatımlarla var edebilmesinde yatar. Diğer yandan epik sanatın yumuşak noktası, ezilmiş bir bireyin duyguları, mağduriyet , dünyevi aşk, bireysel yalnızlık gibi konuları dışarıda tutmak olabilir. Akses Türkiye’de müzik sanatının gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden biri. “Scherzo”su, “Yaylı Çalgılar Dörtlüleri”, konçertoları, senfonileri onu dünya çapında bir besteci yapmaya rahatlıkla yeter. Müziğinde modernizmin yoğun etkilerine rağmen, açık seçikliği, anlaşılabilirliği, onu her daim dinlemesi zevkli bir besteci yapmıştır. 


Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses