English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Son Kulüp (İçel Sanat Kulübü Bülteni),
Mayıs / 2008

100. Doğum Yılında
HOCAM NECİL KÂZIM AKSES


Prof. Nevit Kodallı (Devlet Sanatçısı)


6 Mayıs 1908 yılında doğan, hocaların hocası, hatta onların da hocası Necil Kazım Akses'in 100. doğum günüdür. Kat kat kuşaklara, kompozisyon hocalığı yapmış, yetiştirmiş, çağdaş müziğimizde ölümüne kadar hep genç kalabilmiş, Türk Müziği literatürüne dolu dolu eserler vermiş, 1935 yılında, ileride Türk Devlet Senfoni Orkestralarını, Devlet Opera ve Balelerini, Devlet Tiyatrolarını oluşturacak sanatçılarını, geleceğin genç Türk kompozitörlerini yetiştirme ocağı olacak Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kuruluşunda Paul Hindemith ile birlikte çalışmış, ileride Konservatuvarda Müdürlük, M.E.B. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, iki kez Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, İsviçre'de, Almanya'da Kültür Ataşeliği ve Öğrenci Müfettişliği yapmış, Ankara Radyosu'nda uzun yıllar görev alarak hizmet vermiş yurdumuzun bir ulu çınarıdır.

Müzik eğitimi için 1926 yılında Avrupa'ya giderek, Viyana Yüksek Müzik Akademisi'nin kompozisyon bölümünde Joseph Marx ile çalışarak yüksek lisans diplomasını, ayrıca Prag Konservatuarı'nda Joseph Suk ve Alois Haba ile çeyrek ton sistemi üzerinde çalışmalar yaparak, ayrıca bir yüksek diploma daha alarak 1934 yılında yurda dönmüş, Musiki Muallim Mektebi'nde hocalığa başlamış, 1936 yılında yeni kurulan Ankara Devlet Konservatuarı'nda, neredeyse ölümüne kadar kompozisyon hocalığını sürdürmüş, gerçek anlamda eser veren birçok değerli öğrenci yetiştirmiştir ki; bunlardan biri de benim.

Necil Hoca'nın hocalığı, her zaman çok yüksek düzeydeydi; çünkü Avrupa'da sağlam ve çağdaş bir kompozisyon eğitimi, kültürü almıştı. Bilgin kişiliği ile bizleri de iyi donatmış, gerçek birer kompozitör olmamızı sağlamıştı. Öğrencilerine hiç baskı yapmaz, fakat kurallara gelince hiç affetmezdi. Hepimize aynı özeni gösterir, yakından izler, yardımlarını hiçbirimizden esirgemezdi. Bilgisiyle, görgüsüyle, yaratıcılığıyla Cumhuriyet tarihimizin müzik dağarına sayısız büyük eserler vermiş bu yüze, son zamanlarda, yalan yanlış bazı haddini bilmezlerin; kitaplarda, dergilerde kasıtlı olarak saldırılarını esefle görmekteyiz. Türk müzik âlemine bunca hizmetler vermiş hoca yalan yazılarla gözden düşürülmeye çalışılmaktadır. Benimle de ilgili olduğu için, bir sahtekârlık örneği vererek yazıma devam edeceğim.

Filiz Ali, sınıf arkadaşım Bülent Arel üzerine bir kitap yazmış. Bana okudular. Yazarın orada Necil Hoca'ya isnat edilen aslı astarı olmayan bir hikâye şu: 1947 yılında bizler Konservatuarı bitirmiştik. O yıl Milli eğitim Bakanlığı bir Avrupa konkuru açmıştı. İşte bu konkurun kompozisyon dalındaki sınavda "Necil Hoca, Bülent Arel'e haksızlık etmiştir, sınavda Bülent Arel'i kazandırtmamıştır, hatta doğru dürüst bir sınav bile yapılmamıştır." v.s. denilmektedir.

İşin doğrusu şudur:
Açılan bu sınava kompozisyon dalında Necil Hoca'nın öğrencileri olarak ben, Bülent Arel (ki çok yakın arkadaşımdı) Mithat Akaltan, ayrıca Sabahattin Kalender'le birlikte dört kişi olarak Cebeci'deki Ankara Devlet Konservatuarı binasında katıldık. Şartnameye göre, o zamana kadar yazmış olduğumuz bütün skolastik çalışmalarımız, piyano, oda müziği, şan ve senfonik eserlerimizin notaları Konservatuarın yabancı ve Türk hocalarından oluşan bir jüriye teslim edildi. (Benim sunduğum eserler: piyano için skolastik envansionlar, fügler, piyano parçaları, yaylılar orkestrası için passacaglia ve dubl füg, yaylılar sexteti, büyük orkestra için 4 bölümlük büyük süit. Yıl 1946. Necil Hoca, bu eserimin partisyonunu 1947 yılındaki Prag Müzik Festivali'ne giderken birlikte götürmüş, eser Prag radyosunca incelenerek kabul edilmiş, 1948'de Karel Ancerl idaresinde ilk icrası yapılmıştı- piyano ve şan için 7 poem 1946. İlk icrası özel bir konserde A.D.K.da, aynı yıl bir İsviçreli soprano tarafından İsviçre'de icra edilmiş- yaylı çalgılar için kuartet ilk kez 1949'da Darmstadt'ta genç kuşak bestecileri programında Tibor Varga kuarteti tarafından icra edilmiş ve senfonini in do'nun I ve II muvmanlarının partisyonlarından ibaretti.) Şartnameye göre, sınavın ilk günü herkes piyanosuz bir odada sekiz saat içinde bir füg yazacaktı. Ertesi gün, 12 saatlik bir sürede gene ayrı odalarda, hatırımda kaldığına göre, Yunus'un bir şiiri üzerine a capella bir koro parçası yazacaktı. Sınav 1947 yılı Eylül ayında yapıldı. Her birimiz ayrı odalarda olmak üzere, ilk günün sınavına ben Konservatuvarın döner odalar denilen binasının üst katında, 55 no'lu piyanosuz, içinde sadece bir masa bulunan odasına alındım ve 8 saat süreli fügü yazmaya başladım. Bu arada traji-komik bir olay oldu. Odadan çıkmak ve odaya başkasının girmesi yasaktı. Öğle saati oldu, karnım acıktı. Kapıdaki nöbetçi muavin bırakmaz. Vakit ilerledi bu arada, sıkıştım, muavin Mehmet Korkmaz bırakmaz. Bunun üzerine zorunlu olarak pencereyi açtım, aşağıda gezinen arkadaşlardan oralardan çekilmelerini rica ettim ve pencereden işimi gördüm, 4 sesli fügü bitirerek idareye teslim ettim. Ertesi  sabah, müdür Tevfik Ararat beye, dünkü sıkışma hikâyemi anlattım. Çok kızdı, muavini çağırarak bir hayli azarladı.

Bu sefer "on odalar" dediğimiz kısımda, piyanolu bir odada ikinci sınava girdim, ama yanıma öğleyin yiyecek bir şeyler de almıştım. Gene sıkıştığımda Mehmet Korkmaz'ın eskortunda ve nezaretinde işimi gördüm. Verilen süre içerisinde, akşamüzeri, şiir üzerine istenen a capella parçayı bitirdim ve idareye teslim ettim. Kurulan yasal jüri, teslim ettiğimiz Eserlerimizi ve sınavda yazdıklarımızı inceledikten sonra, sonuçlar ilan edildi. Kompozisyon dalında ben ve Sabahattin Kalender kazanmıştık. Ayrıca viyolonsel olarak Nusret Kayar, piyano olarak Renan Türkarman ve şanda bir bayan kazanmışlardı. İsteyenler, hayatta olan Nusret Kayar'a (İst), Sabahattin Kalender'e (Bodrum) nasıl bir sınav yapıldığını sorarak araştırabilirler ve utanabilirler. Sınav sonuçlarından sonra bakanlığa birisi, benim komünist olduğum; Türk değil Nesturi olduğum yolunda bir ihbarda bulunmuş. (Sonradan bunu yapanın, Mithat Akaltan olduğunu öğrendim.) Aklanarak, Sabahattin Kalender; Nusret Kayar, Renan Türkarman'dan sonra ikinci vapurla Marsilya üzerinden Paris'e varmıştım.

Hocamın 100. doğum gününde, bu olayı hatırlayarak 70.yılında yazdığım yazıyı "Sağol Hocam!" diye bitirmiştim. 100. doğum yılında kendisine böyle seslenemem. Ama hiçbir zaman güneşin balçıkla sıvanamayacağına inanarak, hatırası önünde saygıyla eğilir, yerinin ışıklar içerisinde cennet olmasını dilerim.

 



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses