English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Ulus, 19 / Mart / 1971

N.K. AKSES ve GÜLÂY UĞURATA

Eleştiricinin Köşesi

Piyanist Gülây Uğurata, 10 Mart Çarşamba gecesi Devlet Konservatuarı salonunda Necil Kâzım Akses'in piyano eserlerinin tamamını seslendirdi: 1930'da yazılmış iki bölümlü "sonat", 1929'dan "beş piyano parçası", 1936'dan "minyatürler" ve 1964'den "on parça". Aslında kısacık sonatı da bir prelüd ve toccata sayabilirsiniz. O zaman senfonik alanda büyük formların, cüsse bakımından dev eserlerin bestecisi Akses'in, piyano müziğinde bambaşka bir yolda yürümüş olduğunu ve hayatı boyunca küçük parçaların sınırından dışarıya taşmadığını görüyoruz. Ben eskiden beri piyano parçalarındaki "hafif siklet" Akses'i, senfonik müziğin şişman, göbekli ve bol yağlı Akses'ine tercih etmişimdir; nitekim "minyatürler", çok sesli Türk müziğinin en güzel örneği değilse, hiç şüphesiz en güzel örneklerinden biri, bu çeşit edebiyatın zevk ile ustalığı birleştiren bir şaheseri. İnsan, Akses 1936'da bu noktaya gelmişken 1970 piyasasını bir sürü haşeratın bürümüş olmasına ve "çoksesli Türk müziği" diye ortalığa zevksiz hilkat garibeleri saçabilmesine gerçekten şaşıyor.

Minyatürlerden neredeyse otuz yıl sonra karşımızda başka bir Akses görüyoruz: Minyatürlerin samimi bestecisinin yerini akıllı uslu bir kompozisyon profesörü almış. Evet, on piyano parçasında ustalık ön planda duruyor. Kurguda ustalık, anlatımda kâh lirik, kâh mistik, kâh romantik bir dil. Folkloru ele alışı da otuz yıl öncesinden farklı Akses'in, dobra dobra değil artık, daha üstü örtülü, daha soyut. Ya ilk iki eser nasıldı diyeceksiniz; bin dokuzyüz otuzlarda yazılmış olan beş parçayla sonat. O zaman Cumhuriyet yedi yaşında, ben dört yaşımda! Ve Türkiye'de bir adam, ister beğenin, ister beğenmeyin, her ölçüye göre batılı anlamda "müzik" yazıyor. Bugün bizde raslantı müziği hangi noktadaysa, o şartlar altında ondan ileri bir adım bu. Türk müziğine sıkı sıkıya bağlı ilk çokseslilik denemelerinden biri; hem de ağırlığını ortaya koyan ustaca bir deneme. Bugün hâlâ aynı çizgide takılıp kalmış kırk yıl rötarlı dahilere göre çok ileri bir deneme. Bu parçalar Akses sergisinde yer alan iki ilginç belgeydi benim için. Hangi noktadan çıktığımızı, bazı seçkin bestecilerimizin hangi noktaya vardığını, bazılarının ise nerelerde takılıp kaldığını göstermesi ve faydalı bazı karşılaştırmalar yapmamıza fırsat vermesi bakımından ilginç belgeler.

Piyanist Gülây Uğurata'yı her şeyden önce böyle bir program yaptığı için, kutlamak isterim. Onun gibi, görevinin bilincine varmış kaç sanatçı var bugün Türkiye'de. Herkes çağdaş müziğe sırtını çevirmiş ve kendini sakızlarla fosillerin girdabına bırakmış. Çoğunu yutan, ezen, eriten bir girdap bu üstelik. Gülây Uğurata gibi seçkin bir sanatçının sağlam tekniğinin, müzikalitesinin yanında "aklı" da olduğunu görüyorum ve daha çok seviniyorum. Değerli piyanistimiz geçen gece tertemiz bir icra çıkardı. Ama ne yazık ki sadece bir avuç davetli faydalanabildi bu konserden; böyle bir resitalin verileceğinden müzikseverlerin çoğunun haberi bile yoktu. Sözüm ona Ankara'da bir Filarmoni Derneği vardır; bu çeşit bir konser düzenlemeyi akıl bile etmez, sadece kültür münasebetiyle demir perde gerisinden gelen sanatçıları ucuz fiyatla kapatıp kesesini doldurmaya bakar, sonra da en büyük gazetelerde Türk kültürüne ettiği hizmetleri sıralattırır. Ne yazık ki koca Ankara'da kâr gayesi gütmeden solistlerimiz için iddiasız konserler düzenleyecek tek bir dernek yok. Aslında hiçbirine kızmıyorum da, belki de adı yüzünden, şu bizim Filarmoni Derneğine bozuluyorum. Yakında bu konuya daha geniş olarak eğileceğim ve üstündeki cilâyı kazıyıp Filarmoni Derneği'nin içyüzünü gözlerinizin önüne sereceğim.



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses