English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Cumhuriyet, 25 / Mayıs / 1988

Besteci Necil Kâzım Akses ve yapıtları tanıtıldı

YOKTAN VAR EDİLEN DEVRİM

Filiz Ali

Çoksesli müzik tarihimize Türk Beşleri tanımıyla geçen Cemal Reşit Rey (1904-1984), Hasan Ferit Alnar (1906-1978), Ulvi Cemal Erkin (1906-1972), Ahmed Adnan Saygun (1907) ve Necil Kâzım Akses (1908), şimdi geriye baktığımızda Cumhuriyet tarihinin en önemli atılımlarından biri olan Müzik Devrimi'ni o günün koşulları göz önüne alınacak olursa, yoktan var etmişlerdir. 20. yüzyılın ilk on yılı içinde Türkiye'de dünyaya gelen bu beş besteci, Batıda gelişmesi 500 yıl süren çoksesliliği, yüzyılımızın ilk yarısında bulunduğu yerde yakalamasını bilmişler, çokseslilik geleneğinin bulunmadığı bir ülkede çağdaş evrensel müzik kavramını yerleştirme amacıyla kurulan Ankara Devlet Konservatuvarı'nın ve dolayısıyla sistematik müzik eğitiminin yönlendiricileri olarak çok büyük sorumluluklar yüklenmişlerdir.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın, aynı üniversitenin oditoryumunda 13 Mayıs 1988 günü düzenlediği ve Gülper Refiğ'in sunduğu "Necil Kâzım Akses ve Senfonik Eserlerinin Tanıtımı" programı ile Türkiye'deki çağdaş evrensel müziğin geçirdiği evreler, kısaca da olsa Akses'in müziği ve kişiliği kanalıyla bir kez daha irdelenmiş oldu. Nereden nereye ve nasıl gelmiştik?

Necil Kâzım Akses 6 Mayıs 1908'de İstanbul'da doğdu. Henüz ilkokuldayken keman çalmaya, on dört yaşında Mesud Cemil'den çello, Darülelhan'da Cemal Reşit'den armoni dersleri almaya başladı. 1926'da İstanbul Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra, bestecilik öğrenimi görmek için Viyana'ya gitti. Viyana Devlet Müzik ve Sahne Sanatları Akademisi'nde Kleinecke'nin çello, Joseph Marx'ın armoni, kontrpuan ve bestecilik öğrencisi oldu. 1931 yılında akademiden bestecilik diploması alan Akses, aynı yıl Çekoslovakya'ya, Prag'a geçerek öğrenimini Prag Devlet Konservatuvarı'nda Joseph Suk'un "yüksek bestecilik" ve Alois Haba'nın "çeyrek ve altıda bir ton dizisi müziği" sınıflarında sürdürdü ve her iki bölümden de 1934'te mezun oldu. Akses, aynı yıl Türkiye'ye döner dönmez Ankara Musiki Muallim Mektebi'nde öğretmenliğe başladı. Okul, 1936 yılında Devlet Konservatuvarı biçimini alırken, Paul Hindemith'e yardımcı oldu ve bestecilik öğretmenliğine atandı. (Kaynaklar: Prof. Gültekin Oransay: Batı Tekniğiyle Yazan 60 Türk Bağdarı, Ankara Küğ Yayını, 1965 / Ahmet Say: Müzik Ansiklopedisi, Ankara, 1985).

Akses, 1936 yılından, emekli olduğu 1972 yılına kadar Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürlüğü, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Bern ve Bonn Kültür Ataşeliği ve Öğrenci Müfettişliği, Ankara Devlet Operası Genel Müdürlüğü gibi devlet görevlerini de üstlenmişti. Devlet sanatçısı ve profesör olan Akses, halen bestecilik öğretmenliğini sürdürmektedir.

Akses, üzerine aldığı bu çeşitli sorumlulukların yanında, besteciliğini hiç ara vermeden sürdürmüş ve öğrenci yetiştirmeye devam etmişti. Bülent Arel, Nevit Kodallı ve Ferit Tüzün gibi çok önemli ikinci kuşak ve daha pek çok sayıda genç Türk bestecisinin öğretmeni olan Akses, sağlam armoni, kontrpuan ve bestecilik sistemleri eğiticisi olarak öğrencilerinin saygısını kazanmıştır.

13 Mayıs Cuma günü MSÜ Oditoryumu'nda, bestecinin de katıldığı toplantıda, "Türk Beşleri ve Akses'te Üslup" konulu bir konuşma yapan Prof.İlhan Usmanbaş, Türk Beşleri'nin ve genelde Türk bestecisinin kaderine yönelik ilginç saptamalarda bulundu. Çağdaş evrensel müzik alanında, çağın hiç de gerisinde kalmadan ürün veren Türk bestecilerinin eserlerinin çalınma şansının, özellikle ilk yıllarda çok az olduğuna değinen Usmanbaş, bunun bir anlamda bestecinin dinleyiciye dönük, daha kolay anlaşılır eser yazma dürtüsünü yok ettiğini, böylece belki de bestecinin gelişimi açısından kolaya ve ……………. Yönelmemesine, arayışlarına devam etmesine, zordan kaçınmamasına neden olduğunu belirten Usmanbaş, Akses'in bestecilik tekniğindeki ustalıktan söz ederken, onun orkestra yazısındaki yoğun ritim ve ezgi çizgilerinin lirik ve ezgisel; makamsal motiflerin çeşitliliğine, bu motiflerin birbirleriyle grift ilişkiler içinde işlenmesine eğildi ve bestecinin 1. senfonisinden bir bölüm dinletti.

İzmir'den özel olarak bu toplantı için İstanbul'a gelen değerli müzik adamı Doçent Önder Kütahyalı ise, Akses'in "Itrî'nin Nevâ-kârı Üzerine Scherzo" adlı eserini karış karış ele alıp örnekler dinleterek geçerli, tutarlı, yararlı ve sezgileri güçlü bir müzik analizi (incelemesi) sundu dinleyicilere.

Akses'in türk müzik yaşamındaki yeri ve önemini irdeleyen bu toplantı, aynı zamanda Türk bestecisinin yaşadığı ve yaşamakta olduğu önemli sorunları yeniden gündeme getirdi kanımca. Türk bestecilerinin Türkiye'de ve dünyada tanınması sorunu, Türk bestecilerinin eserlerinin çalınması, partisyonlarının basılması ve plağa kaydedilmesi sorunu. Bireysel atılımlarla, örneğin uzun yıllar Türkiye'de yaşayarak, önce Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın, sonra da İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın sürekli şefliğini yapan Gotthold Ephraim Lessing ve Devlet Sanatçısı Prof.Hikmet Şimşek'in kişisel çabaları ile Türk bestecilerinin eserlerinin büyük bir bölümü radyo bantları ve plak kayıtlarıyla belgelenmiştir aslında. Genç Türk şefleri de Türk bestecilerinin eserlerini arada sırada konser programlarına almayı başarmışlardır. Ancak bütün bu bireysel ve kişisel çabaların yeterli olduğu söylenemez. Bazı bestecilerimizin eserlerinin dış ülkelerdeki yayınevlerince basılması da temeldeki sorunu halletmez.

20.yüzyılda bestecinin kaderi değişmiş, çağın gerekleri besteciyi bir bakıma gündem dışı bırakmıştır. 20.yüzyıla gelene kadar, her çağın bestecisi içinde yaşadığı dönemde eserlerini çaldırabilmiş, ilk başta biraz yadırgansa da zaman içinde kendini ve eserini kabul ettirebilmişti. Bestecinin yaşadığı toplum ile ilişki kurabilmesi 2. dünya Savaşı'na kadar –gitgide zayıflasa da- sürdü. Savaş sonrası, hızla gelişen iletişim araçları ve plak endüstrisiyle yüzyıl başlarında düşünülemeyecek boyutlara ulaşan müzik piyasası, geçmiş yüzyılların müziğini tercih ederek yaymayı seçti.

Çağdaş evrensel besteciler, bugün ancak örgütlenerek, besteciler haftaları, festivaller düzenleyerek, kendi aralarında birleşip ortak çabalarla müziklerini tanıtma yoluna giderek varlıklarını sürdürebiliyorlar dünyada.

Türkiye'de 60'lı ve 70'li yıllarda Faruk Güvenç'in savaşımı ile; TRT, Türk bestecilerine eser ısmarlama, çaldırma ve banda kaydetme görevini kısa bir süre de olsa yerine getirmişti. Aynı görev, senfoni orkestralarına da düşmektedir. Çağdaş Türk bestecileri haftaları, festivalleri, seminerleri düzenlemeli; Türk bestecileri birbirleriyle ve dünyadaki meslektaşlarıyla yakınlaşmalı, bilgi ve fikir alışverişinde bulunarak yollarını çizmelidirler.



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses