English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Milliyet, 11 / Ağustos / 1993

BİR TUTARSIZLIK VAR

Faruk Yener

Tanrı daha da uzun yaşam bağışlasın… Necil Kâzım Akses'ten bir kart aldım, işte üzerindeki kısa bildiri: '6.Senfonim (bariton solo, koro ve büyük orkestra için) "Ölümsüz Kahramanlar" yola çıktı, yazıyorum.' Bilmeyenlere bildirelim; bildirinin sahibi 85 yaşını aşmış bir sanatçı. 'Necil Hoca', Cumhuriyet dönemiyle başlayan uluslar arası 'çoksesli müzik' alanında öğrenim yaptıktan sonra besteciliğe ve öğretmenliğe başlayarak, sanatının sırlarını cömertçe öğreten çalışkan müzik adamımız. Sanatçı, çok küçük yaşlarda beliren alıkonmaz tutkuyla Mesut Cemil'den viyolonsel dersleri alarak müzik evreninin kapısını çalmış; edindiği bilgiyi Cemal Reşit Rey'in gözetiminde genişlettikten sonra aile olanaklarıyla Avrupa'nın yolunu tutmuş; önce Viyana, sonra Prag konservatuvarlarında J.Marx, J.Suk ve A.Haba gibi değerli öğretmenlerden edindiği birikimi, esiniyle özdeşleştirip günümüze dek yitirmediği çalışma coşkusuyla ilginç eserler verirken, çağdaş müzik akımlarını göz ardı etmemiş; ruhuna ve anlayışına uygun bulduğu örneğin, 'aleatorik' yöntem doğrultusunda deneylere koyulmuş; Polonyalı çağdaş besteci V.Lutoslavski'nin öncülüğünü yaptığı 'Yeni Polonya Dışavurumcu' akımın bizde öncüsü olmuştur.

1908 doğumlu, 'Necil Hoca' ilk küçük piyano parçalarından 'Mete', 'Bayönder' ve bitiremediği 'Timur' adlı birer perdelik operalarından başlayarak senfoni ve konçerto benzeri büyük biçimlerde gür esin bereketiyle yazmış durmuş. 'Itri'nin Neva Kârı Üzerine Büyük Orkestra için Scherzo', tenor solo (neden bariton olmadığını hâlâ düşünür dururum) ve orkestra için 'Bir Divandan Gazel', solo viyolonsel ve orkestra için 'Poem' ve 'İdil', ayrıca gene aynı tür bileşim için '4.Senfoni' ve oda müziği eserleri yazmıştır. Bunlardan bazıları 'CD' üzerinde yayınlanmış bulunuyor.

Evet, değerli bestecinin bol ürünlü verimi konusunda kısa açıklamadan sonra, onun kuşağından başka bestecileri anımsatalım: Cemal Reşit Rey (1904) Ulvi Cemal Erkin (1906), Hasan Ferit Alnar (1906), Adnan Saygun (1907). Günümüzde yaşamdan ayrılmış bulunan bu besteciler, yaşadıkları dönemin kültür ortamında yapabileceklerini yaparak, oldukça zengin bir birikim bıraktılar. Onlara yönelik eleştiri ve sitemin geçersizliğini anımsayıp, ikinci kuşak bestecilere bir bakalım; Kemal İlerici (1910), Ekrem Zeki Ün (1910), Bülent Tarcan (1914), Bülent Arel (1918), Ferit Tüzün (1929) için de hadi gelin, aynı düşünü yineleyelim. Ancak, Sabahattin Kalender (1919), İlhan Usmanbaş (1921), Ertuğrul Oğuz Fırat (1923), Nevit Kodallı (1924) ve 'üçüncü kuşak'tan Cenan Akın (1932), Kemal Sünder (1933), Cengiz Tanç (1933), Yalçın Tura (1934), İlhan Baran (1934), Ali Doğan Sinangil (1934), Çetin Işıközlü (1939) ve Okan Demiriş (1942) arasında olumlu 'bilanço'ya rastlamak güçtür. Üçüncü kuşağı ise hiç kurcalamayalım daha iyi. Zaman geçtikçe, verimsizliğin arttığı görülüyor… İlk bestecilerdeki coşkunun giderek yitmesi aslında üzerinde durulması gereken önemli konu. Kültür politikamızda alınması gereken önlemler nelerdir? İncelemeye çalışacağız.



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses