English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Milliyet Sanat Dergisi / 1 Mart 1999

NUR İÇİNDE YAT NECİL HOCA!

Faruk Yener

1943 yılında Ankara Radyosu'nda açılan "spiker" sınavını kazandıktan sonra "stajyer kursları"na başladığım gün, öğretmenler arasındaki tombulca yapılı, ince bıyıklı kişiyi tanımıştım, hemen "Türk Beşleri" adıyla bilinen besteciler topluluğundan Necil Kâzım Akses'di. İnsanın ilk görüşte kanının ısınıverdiği insanlardan biriydi ve kırkına yakındı Akses, o yıllarda. Ben yirmiyi yeni aşmış bir müzik yazarı heveslisiydim, onun anlattıklarını yutarcasına dinliyor, özümsemeye çalışıyordum. Akses'le yakınlığımız, ben çalışmaya başladıktan sonra sürdü; "Tonmeister-ses yayın ve kayıt uzmanı" olarak Mesut Cemil'in odasına geliyor, gevrek sesiyle sohbetlere katılıyor, şakalar yapıyordu. İlk önemli eseri sayılan "Ankara Kalesi" adlı senfonik şiirini dikkatli izlemiş, her yönden dolu ve anlamlı partisyonu pek beğenmiştim. Ve bir gün "Itri" adlı büyük bir senfoniye başladığını haberlemişti bana. Daha sonraları bol verimle şaşırttı çevresini. Öğretiyor, yönetiyor, yazıyordu. Bana iki yıl önce gönderdiği bir yılbaşı kartının altına şu notu koymuştu: "Tembellik ettiğimi sanma, yazıyorum, yazıyorum."

İstanbul'da doğmuş, müziğe gönül vermiş, eline ilk çalgı olarak viyolonseli almış, Cemal Reşit Rey'in öğrencisi olmuş, Avrupa serüvenine Joseph Marx'ın öğrencisi olarak Viyana'da başlamış, bunu Alois Haba gibi bir devrimcinin yanında Prag yılları izlemişti. Bu iki önemli sanatçının etkisi büyük olmuş, Marx'ın "romantizm sonrası, izlenimci" tarzı ve Haba'nın "on iki ton"dan başka dörtlü, beşli ve altılı çeyrek sesli tekniği, eserlerinde kolayca gözlenmişti. "Necil Hoca" yenilikçi tavrını ve coşkusunu hiç yitirmemiş, müzikte en son akımlardan "alegorik-rastlamsal" teknik ve üslubu uygulamaktan çekinmemişti.

Akses, müzikten başka edebiyata da eğilim göstermiş, "Divan"dan başlayarak şiirimizin türlü dönemlerinden seçtiklerini bestelemişti. Bunlar arasında orkestra ve ses için "Bir Divandan Gazel", Akses'in başyapıtları arasında sayılması gereken örneklerden biridir. Bestecinin orkestra eşliğinde tenor için bestelediği Kanuni Sultan Süleyman'a ait gazel, onun en kalıcı verimi arasında sayılır. Büyük Sultan'ın eşi Hürrem Sultan'a yazdığı bu olağanüstü kasideyi neden daha kalın bir erkek sesi için düşünmediğini sorduğumda, şu yanıtı almıştım: "Sultan Süleyman doğuştan erkeklik simgesiydi. Ona her erkek sesi yaraşır. İsteyen "bariton"a uygulasın, ister "bas"ı seçsin. Ayrıca "Itri'nin Neva-Kâr'ı Üzerine Scherzo" adlı orkestra eseri onun Osmanlı müziğine olan ilgi ve bilgisinin bir başka kanıtıdır. Necil Hoca'nın ilk eserlerinden "Viyolonsel ve Orkestra için Poem"den başlayarak, tüm verimi geniş ve uzun solukludur genelde. Keman ve Viyola Konçertoları ve senfonileri bu özelliğinin hemen akla gelen kanıtlarıdır. Ayrıca şarkıları ve küçük piyano parçaları bol verim dağarının göz ardı edilmemiş ürünleridir. Necil Hoca kendi anlatımına bakılırsa, hiçbir zaman oturup "ilham" beklememiş, yazmaya başlar başlamaz direnilmez bir itişle yazmış durmuştur. Onun bir bürokrat olarak çalışmaları da böyledir. Öğretmen ve genel müdür olarak türlü görevlerde yıllarca başarıyla çalışmış, kimseyi kırmamış, incitmemiştir.

Necil Hoca'nın sıcak dostluğu, yerli yabancı tüm yakınları tarafından aranmış, övülmüştür. Bu arada "yemek sanatı"na olan düşkünlüğünü de belirtmeden geçemem. Cemal beyin (Cemal Reşit Rey) 1967'de Avrupa'dan yapılan bir çağrı üzerine gittiği Avusturya dönüşü gülerek anlattıkları kulağımda; bir daha bu bizim Necil'le geziye gitmeye tövbeler olsun. Ayol adamın Viyana'da bilmediği restoran yok. Ve gittiğimiz her restoranda ünlü "Schnitzel" hep domuz etiyle yapılıyor. Gel de ye bakalım. Evet, Cemal bey vaktiyle öğrencisi olan Necil hoca için böyle demişti ama kuşkusuz dinletememişti. Çünkü Necil hoca gerçek bir "gourmet" idi, yemek yemek kadar yemek pişirmeyi de çok iyi biliyor, yaptığı tarifler, verdiği reçeteler hemen uygulanıyordu.

Necil hoca besteleri ve yemekleri kadar öğretmenlikte gösterdiği başarı ile de anılacaktır. Cumhuriyet sonrası "çok sesli Türk Müziği" hareketinde ikinci kuşaktan hemen tüm bestecilerin öğretmeni olmuştu bu değerli sanatçı. Ona dair bir anımla bitireyim sözümü; 1958 yılında artık savaşın yaralarını sarmış olan Federal Almanya bazı gazetecilerimizi ve radyocu olarak beni geziye çağırmıştı. Grupta pek sevdiğim arkadaşlarım da vardı. Berlin, Hamburg, Hannover derken, o zamanki geçici başkent Bonn'a ulaştık, kentin lüks Königshof adlı otelinde ağırlandık. Alman Gazeteciler Derneği'nin akşam verdiği kokteylde yer aldık. Almanlar, huyları gereği konuşmaya başladılar, biri bitirdi biri aldı, grubun tercümanı olan bana da bütün bunları çevirmek düştü. Artık bütün konuşmalar bitti ve omzuma bir el dokundu; o zamanlar Bonn Kültür Ataşemiz olan Necil hoca fısıldadı: "Bana bak, sen burada daldın gittin, bu arada havyarlı kanepeler de bitti gitti."
Tanrı, bu değerli sanatçımıza rahmet edecek, nur içinde yatacaktır.



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses