English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Cumhuriyet, 23 / Eylül / 1998

AKSES KİTABININ DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ

Önder Kütahyalı

Müzikle ilgili sorunlarımız tükenecek gibi değildir. Bunlardan birine bile çözüm bulunsa, örneğin İzmir'de Senfoni Orkestrası'nın ve Opera'nın kadrolarını tamamlama amacıyla kapsamlı sınavlar açılsa, sevincimiz büyük olur. Son günlerde, işte bu ölçüde kıvanç veren bir olayı yaşadık. Yapı ve Kredi Kültür-Sanat Yayımcılık, çalışkan yazarımız Evin İlyasoğlu'nun "Minyatürden Destana Bir Yolculuk" alt başlığını taşıyan ve değerli besteci Necil Kâzım Akses'i derinlemesine inceleyen kitabını, kültür dünyamıza kazandırdı. Yapıtı ilk fırsatta konuşacağız ve yazarın, eksiksiz bir Akses kimliğini ortaya çıkarmak için izlediği yolu irdeleyeceğiz. Şimdilik, kitabın çağrıştırdığı başka bir konuya eğilmekle yetinelim.

Kitap, doğal olarak Akses ile birlikte Cumhuriyet döneminin ilk kuşak bestecilerini de gündeme getiriyor; çünkü Akses, onlardan biridir. Anlatılan olaylar, bu ilk sanat yaratıcılarımızla daha yakından ilgilenmemizi ve onları daha geniş bir bakış açısıyla incelememizi gerektirmektedir.

"Rus Beşleri"nden esinlenerek, ilk kuşak bestecilerimize "Türk Beşleri" denildiği oldu. İlyasoğlu, kitabında şöyle diyor:
"Bu besteciler, cumhuriyetin kuruluşuyla diğer devrimler gibi müzikte de yapılan devrimde birer köşe başı olmuşlardır. Bir arada oturup da belli bir müzik politikasını izlemek üzere tartışmalar yaparak müziğe yön vermiş değillerdir." (Sayfa 181). Saygun da 1931'de "Musiki Muallim Mecmuası"nda çıkan bir yazısında, "Bir yol değil bin yol ve herkes kendi yolunda; ama her şeyden evvel samimiyet" diyordu. Yine Saygun'a göre beş meslektaş, değişik yollardan giderek aynı ilkede birleşmişti. Bu da, müziğimizden gelen verilerin evrensel tekniklerle işlenmesiydi. Konuyu biraz daha irdeleyelim:
Rey, yetiştiği ortamın bir gereği olarak Fransız müziğinden etkilendi. Yapıtlarında, Roussel, Jolivet ve bir ölçüde Dutillieux gibi Debussy sonrası yaratıcıların izleri görülebilir. Yine Fransa'da eğitim gören Saygun ile Erkin'in ilk yapıtlarında ise, Debussy ile Ravel'in renklerini bulabiliriz. Akses, Orta Avrupa'nın art-romantikliğini sevdi; atonalliğe yaklaştığı da oldu. Nitekim bazı açıklamalarında, söz konusu anlatım yolunun bir başka biçimi olarak, "modal" terimini sık sık telkin etti. Alnar'a gelince; o, makamlarımızın doğal akışına bağlı kalan ve kolayca yaklaşılabilen bir biçemi yeğledi.

İlk kuşak bestecilerimiz
Rey, Saygun ve Akses, yapıtlarını, aşamalar halinde ortaya koydular; dile getirdikleri anlatım, giderek soyutlaştı ve derinlik kazandı. Erkin de son iki yapıtı olan "Konçertant Senfoni" ile "Senfonik Bölüm"de yepyeni bir kimliğe büründü. Alnar, müziğimiz açısından somut yaklaşımlarla dolu biçemini değiştirmedi.
İlk kuşak bestecilerimiz bize değerli yapıtlar armağan ettiler; ama müzik kalkınmamızda yeri olan başka hizmetleri de yerine getirdiler. Alnar, usta bir kanun sanatçısı ve yorulmaz bir orkestra şefiydi. Rey ise, İstanbul Şehir Orkestrası'nı kurdu ve yaklaşık 25 yıl boyunca yönetti. Besteci, aynı zamanda bir dinleti piyanistiydi.
Saygun, müzikbilim alanında değerli çalışmalar yaptı; kitaplar yazdı, çeşitli kongrelere bildiriler verdi. Öte yandan bestecilerimizin beşi de değerli öğretmenlerdi. Bunlardan sadece Erkin, bestecilik dersi vermedi; piyano alanında öğrenci yetiştirmekle yetindi.

Müzik kalkınmamıza yön veren yoğun çalışmalar, bestecilerimizin yönetici olarak da görev almalarını gerektirmişti. Örneğin Akses'in bu alandaki yeteneği, İlyasoğlu'nun kitabında bütün canlılığı ile ortaya çıkmaktadır. Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürü ve Devlet Operası Genel Müdürü olarak yaptığı güzel işler, renkli bir anlatımla gözler önüne serilmektedir. Bestecimiz, böylesi etkinliklerde tam bir devlet adamı kimliğini taşımaktadır.

Hocalarımıza çok şey borçluyuz. İlyasoğlu, "Necil Kâzım Akses" kitabından önce, Rey'i ele alan "Müzikten İbaret Bir Dünyada Gezintiler"i yazdı. Gelecekte bu bestecilerimize ilişkin kapsamlı araştırmaların sürdürülmesini diliyoruz. Yapılacak çalışmalar, onların öğrencilerini de gündeme getirecek; sonraki kuşakların itirazları, geri adımları, ilerici atılımları ve kimi yadsımaları ortaya çıkacak, bu yolla da çağdaş Türk besteciliği derinlemesine tartışılmış olacaktır.

Daha da önemlisi, bestecilerimizin sık sık seslendirilmesidir. Başka bir beklentimiz de, en gelişmiş stüdyolarda özenle yapılacak kayıtlardır. 1998-99 dinleti mevsiminin yaklaştığı şu günlerde, sanat kurumlarımızla sanatçılarımızı, çağdaş Türk bestecilerini her fırsatta seslendirmeye çağırıyorum.



Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses