English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Cumhuriyet, 18 Şubat 1999

Türk Beşleri'nin son temsilcisi, çağdaş Türkiye'nin ve
20. yüzyılın önemli tanığıydı
NECİL KÂZIM HOCA'YI YİTİRDİK


Evin İlyasoğlu

Necil Kâzım Akses'i (1908-1999) 16 Şubat Salı günü sabaha karşı yitirdik. Çağdaş Türk müziğini yaratan öncülerden birisini, Türk Beşleri'nin son temsilcisini ve Atatürk devrimlerinin yakın bir tanığını yitirmiş olduk. Sayısı altmışa yaklaşan yapıtı, yetiştirdiği beş kuşak öğrenci; kurduğu ve yönlendirdiği nice sanat kurumuyla, Türk kültür yaşamının önemli bir mimarıydı. Yalnız çağdaş Türkiye'nin değil, 20.yüzyılın da neredeyse başından sonuna önemli bir tanığı idi. Uluslar arası çağdaşlarını yakından izlediği için onun besteciliği diğer yaşıtlarına göre çok daha ileriye dönük ve yeniliğe açıktı.

Necil Kâzım beyin 90.yılına bir kitap armağan ettiğim için mutluyum. Onun yaşam öyküsünü, yapıtlarının değerlendirmesini, kendi döneminde Ankara'nın sanat başkenti oluşunu, yetiştiği günlerde Avrupa'nın sanat akımlarını anlatan kitaba iki CD de ekleyerek, onun sesini ve yapıtlarını bir anı paketi haline getirmiştim. Bu derlemeler için kendisiyle uzun görüşmeler yapmış, oğlu Ahmet Akses'in yardımıyla da nice belge toplamıştım. Kitabın yayına çıktığı günlerde Ahmet Akses iki yitik yapıtın notalarını bulmuştu: Birisi tümüyle yitik olduğunu sandığımız Mete Operası, diğeri ise varlığından dahi haberimiz olmayan, 1980'lerde yazılmış Mimar Sinan Operası'nın ilk perdesi. Böylece birçok yönden şanslıydı Necil Bey: Hemen hiç kayıp yapıtı kalmamıştı. Oğlu tüm notalara sahip çıkmış, onları sınıflandırıp toparlamıştı. Yapıtlarının çoğunun çalındığına tanık oldu. Bir kez bile olsa, duydu onları. Nice yapıtı CD haline dönüştü. Bugün Washington'da Tower Records'ta bile bulabilirsiniz bu CD'leri. Ve belki de en büyük mutluluğu son zamanına kadar onu hiç bırakmayan gencecik öğrencileriydi. Onlara hep yeniliğe açık olmalarını, korkusuzca denemelere girişmelerini öğütlemişti. Önceki kuşaklara, Nevit Kodallı'ya, Bülent Arel'e, İlhan Baran'a, İlhan Usmanbaş'a öğütlediği gibi.

Tam bir halk çocuğuydu

Tam bir halk çocuğu idi Necil Kazım. Ne saraylılar vardı soyunda ne de paşazadeler. 6 Mayıs 1908 tarihinde Meşrutiyet'in ilan edildiği yıl, İstanbul'da doğmuştu. Babası Harbiye Nezareti posta müdürlerinden Mehmet Kazım bey erken ölünce, Kandilli Kız Lisesi'nin müdiresi olan annesi ve hiç evlenmemiş öğretmen teyzelerinin dünyası içinde, özenle büyütülmüş, ilk piyano ve keman derslerini de bu teyzelerin öğretmen olduğu okullarda almış, Mesut Cemil ile viyolonsel çalışmıştı.

İstanbul Sultanisi'ndeki eğitimi sırasında İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda Paris'ten yeni dönen Cemal Reşit Rey'in öğrencisi olmuş, onunla birlikte Batı'ya açılmanın düşlemine kapılmıştı.

Viyana Yüksek Müzik Akademisi'nde Joseph Marx ile kompozisyon ve Kleinecke ile viyolonsel çalışmış, ardından Prag Konservatuvarı'nda Alois Haba'nın ve Josef Suk'un öğrencileri olmuştu. Bugün Orta Avrupa müzik tarihine dönüp baktığımızda, bu hocaların ne denli önemli kişiler olduğunu bir kez daha görüyoruz. Bu arada ilk evliliğini Sadettin Arel'in kızı piyanist Naciye hanım ile yapmış, Sevil adında bir kızları doğmuştur.
Akses, yurda döndüğü yıl, 1934'te Atatürk'ün emriyle Bayönder operasını besteler. Ata'nın İstiklal Savaşı'ndan sonra Ankara'ya gelişinin onuncu yılı kutlamalarında Saygun'un Taşbebek operasıyla birlikte 27 Aralık gecesi Ankara Halkevi'nde sahnelenir.
1935'te Alman besteci Paul Hindemith ile birlikte Ankara Konservatuvarı'nın müfredatını oluştururlar ve 1936'da kurulan bu konservatuvarda Akses kompozisyon öğretmenliğine başlar. 1936'da Türkiye'ye gelen Macar besteci Bela Bartok'un Adana'nın Osmaniye ilçesinde yaptığı çalışmalara Akses de katılmıştır.

Akses, 1938-1939 yıllarında İstanbul'da yedek subaylığını yapar. Bu arada ünlü senfonik şiiri Ankara Kalesi'nin ilk çalışmalarına başlamıştır. Derken Naciye hanımdan boşanarak, bir yıl içinde Saadet hanımla evlenir, bu evlilikten Okşan ve Ahmet adındaki çocukları doğar. 1948'de Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürü, 1949'da Güzel Sanatlar Genel Müdürü olur. Onun konservatuvardaki müdürlüğü sırasındaki şık giyimi, lavanta kokusu, önce sert görünümü ardındaki nükteli kişiliği, çevresindeki tüm öğrencileri etkiler. 1954'te Bern'de ve 1955'te Bonn'da Kültür Ataşeliği, aynı zamanda öğrenci müfettişliği yapar. Ülke dışında kendi meslektaşlarıyla tanışma fırsatı bulur.

1958-60 yılları arasında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü yapan Akses, aynı zamanda birçok klasikleşmiş operayı da Türkçeye çevirmiştir. Akses için prozodi çok büyük önem taşır. 1971'de yeniden Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü olur ve bir yıl içinde emekliliğini ister. Akses'in Opera Genel Müdürlüğü döneminde Ankara'nın sanat yaşamı yeni bir boyut kazanmıştır. Tıpkı Batı'daki sanat merkezlerinde olduğu gibi, opera galalarına gitmek, yeni mevsimdeki temsilcileri izlemek bir gelenek haline dönüşür.


1972'den sonra, emekli olur olmaz Akses'in bestecilik dünyasındaki en verimli dönem başlar. Belki de onca yıl yöneticilikle harcadığı zamanın acısını çıkarmaktadır. Tam yirmi yıl her biri birbirinden daha işlemeli ve devasa boyutlarda yapıtlar çıkarır ortaya. Konuşmalarımızdan birinde, "Keşke o yıllar yöneticilikle harcanmasaydı, siz daha ne çok eser verecektiniz, kimbilir" dediğimde, "Bugün ben yazdıklarıma bakınca korkuyorum, aman iyi ki ara vermişim!" yanıtını almıştım. Orta Avrupa post-romantiklerinin etkisindeki geniş senfonileri, orkestra paletindeki zenginliği, geleneksel müziğimizi kendine özgü bir boyutta değerlendirmesi Akses'e ayrıcalık kazandırmıştı.

Atatürk'e ve Cumhuriyete çok şey borçlu olduğunu onun kadar çok yineleyen bir başka Cumhuriyet sanatçısı var mıdır acaba? 50.Yıl Marşı, birçok senfonik kantatı ve orkestra yapıtıyla hep Atatürk'e teşekkür etmeyi amaçlamıştır.

Sofra muhabbetleri

Necil Kâzım bey onu tanıyan herkesin belleğinde hoş sohbet, nükteli kişiliği, zengin sofrası, sofra muhabbetleri ve mutfak konusundaki yaratıcılığı ile kalacak. Cevat Memduh Atlar ile bir Ankara-İstanbul otobüs yolculuğu boyunca çeşitli yemek tarifleri anlatmış durmuş. Altar biraz dinlemiş, biraz uyuklamış. Oysa önlerinde oturan bir hanım otobüsten inerken, "Size pek çok teşekkür ederim, her anlattığınızı not aldım, hepsini de pişireceğim" demiş. Doğru, onun süt ve rende kaşarla yaptığı pastırmalı yumurtanın üstüne bir başka lezzet düşünülebilir mi?

Onca yıl yurt içinde ve dışında aldığı ödüller, payeler, devlet sanatçılığı, yapıtlarının binlerce sayfası, tanıştığı, sofrasını paylaştığı nice ünlü kişi, onun eşi Saadet hanımla birlikte Ankara Emek Mahallesi'nde yaşadığı sade düzeni değiştirmemişti. Eserlerinin çalınmamasından yakınırken şöyle diyordu: "Bugün ölsem hemen bir heykelimi dikerler, ama çalışıp da bir eserimi çalmazlar." Sevgili Necil Kâzım bey, umarız heykelinizi de dikerler. Bu da bir övgü göstergesidir. Ama mutlaka yarınki kuşaklar sizi daha iyi anlayacaklar, yapıtlarınıza daha çok önem verecekler. Amacımız hep yarınlara bir şeyler bırakmak değil mi?

Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses