English | Deutsch

Hakkında Yazılar

Cumhuriyet-Kültür15 Mayıs 1998

ÇAĞDAŞ TÜRK MÜZİĞİ 72 YAŞINDA

Evin İlyasoğlu

Cumhuriyetin 75.yıl kutlamaları çerçevesinde, çeşitli resmi ya da özel kuruluş, Cumhuriyet ile filizlenen kurumları, kavramları ve nice olguyu irdeliyor. 1923'ten bu yana toplumumuzun değişen kimliği, yeni değerleri ve çağdaşlık atılımları sorgulanıyor. Tıpkı çağdaş Türk resmi, romanı, şiir, tiyatrosu, sineması ya da mimarisi gibi, çağdaş Türk müziği de gündeme gelen konu başlıklarından birisi.

Çağdaş Türk müziği, doğal ki Cumhuriyetin kuruluşuyla birdenbire ortaya çıkmamıştır. Beslendiği kaynaklar, diğer sanat dalları gibi, hem tarihsel birikimin hem de içinde yaşadığı çağın etkileşim alanıdır. Ancak yirminci yüzyılın son dönemini yaşamakta olan sanatçının aynası olmak zorundadır. Artık Nedim gibi bir ozanımız, Levral gibi bir minyatürcümüz yaşamadığına göre, Itri gibi bir bestecimizin olamayacağı da açıktır. Dünyanın her ulusunda ve tarihin her çağında bu böyle olmuştur. Yaratıcı; tarihin derinliklerinden beslense de, içinde yaşadığı zaman diliminden etkilenen, çağının önünde giden, çağına yön veren kişidir.

Çağdaş Türk müziğinin kökleri bir yerde geleneksel Türk müziğine dayanır. Gerek Türk sanat müziği (divan müziği), gerekse Türk halk müziği, bugünkü çoksesli müziğimizin temelleridir. Ancak Batı'da yüzyıllar boyunca gelişen polifoni, çağdaş müziğimize bir teknik olarak eklenmiş, tıpkı resimdeki perspektif olayı gibi derinlik boyutu katmıştır.

Türk Beşleri'nin örneği yok
Önce Donizetti Paşa'nın Muzikayı Hümayun'daki bandosu, ardından Tanzimat hareketi müzikte Batılılaşma sürecinin köşebaşları olmuştur. İstanbul, 1890'lı yıllarda Batı'dan gelen birçok opera ve bale topluluklarına sahne olur. Sarayda sunulan bu gösterileri yine saray çevresi büyük bir ilgiyle izler. 1897'de Franz Liszt İstanbul'a gelerek, Abdülmecid'in karşısında konser vermiş, bir 'Mecidiye Marşı' bestelemiş ve buna karşılık sultandan yüklü miktarda altın almıştır. Sonradan Liszt'in öğrencileri İstanbul'un piyano öğretmenlerine öncülük ederek, pek çok iyi aile kızına özel dersler vermişlerdir. Böylece önceleri ud, kanun gibi geleneksel çalgıları öğrenen iyi aile kızları, piyano gibi tampere bir çalgıyı çalmaya başlamışlar.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreği, geleneksel Türk müziğinde de yeniliklere tanık olur. Makamsal düzeni Batı tipi tampere sistem içine yerleştirmeye çalışan Arel-Ezgi-Uzdilek gibi müzikbilimciler, yeni bir yapılanma peşindedirler.

Atatürk'ün çağdaşlaşma atılımları içinde, Türk müziğinde de yenilikler öngörmesi, ilk operaları besteletmesi, yurtdışına öğrenciler göndermesi, Batı'dan uzmanlar getirterek uygar ülkelerdeki gibi müzik kurumlarına önayak olması, yetmiş beş yıl gibi kısa bir süre içinde Batı'nın yüzyıllar boyunca geldiği noktaya doğru ilerlememizi sağlamıştır. 1930'lu yıllarda geleneğin birikimi ışığında, Batı'nın çokseslilik yapısını birleştiren bir grup genç besteci, evrensel Türk müziğinin temellerini atmışlardır. Türk Beşleri olarak bilinen bu ilk kuşağın önünde hiçbir örnek yoktur. Batı'daki benzerlerine göre yola çıkarlar. Yalnız bestecilik değildir görevleri. Konservatuvarlarda öğretmenlik, orkestraların, operaların kuruluşundaki etkinlik, kurumlardaki müdürlükler, yabancı uzmanlarla işbirliği yapmaları ve kendi bilgi ve görgüleri çerçevesinde Türkiye'de bir müzik ortamı yaratmaları sözkonusudur. (Bu gruptan bugün yalnız Necil Kâzım Akses hayattadır. Doksan yaşındaki bestecimiz, büyük senfonik yapıtlarıyla seçkinleşir.) Onların yetiştirdiği öğrenciler artık beşinci kuşağa varan çoksesli bestecilerimizi oluşturmaktadır.

'Çağdaş Türk Bestecileri'
Çağdaş anlamda ilk denemeyi yapan Cemal Reşit Rey'dir. 1926'da yazdığı 12 Anadolu Türküsü hemen aynı yıl Paris'in Pleyel salonunda seslendirilmiş, Albert Wolf gibi zamanın ünlü bir şefi tarafından Lamoreoux konserleri dizisinde yer almıştır. Bundan tam 72 yıl önce. Ardından peşpeşe yazdığı senfonik yapıtlarla Türk halk müziğinin renklerini polifonik doku içinde işlemiş ve hemen her yapıtı yurtdışında ses bulmuştur. Hatta kimi yapıtının ilk seslendirilişi yurtdışında yapılmıştır.

Ahmet Adnan Saygun'un Yunus Emre Oratoryosu'nun 1947'de Paris'te seslendirilmesi, Ulvi Cemal Erkin'in piyano konçertosunun ve Necil Kâzım Akses'in Ankara Kalesi'nin 1943'te Berlin'de çalınması, çağdaş Türk müziğini Batı'ya tanıtan olaylardır. Usmanbaş, Tüzün, Kodallı, Arel gibi bestecilerimiz, Avrupa kadar Amerika'da da seslerini duyurmuşlardır. Yeni kuşakların hangi yapıtı nerede çalındı, kim yönetti, kim çaldı, artık izleyemiyoruz. Çok çalındığı söylenemez, ama herhangi bir çağdaş genç kuşak bestecisi gibi onlar da küreselleşmenin getirdiği koşulları solumakta.

Edebiyatçının dergisi, kitabı, ressamın sergisi, müzisyenin de konseri vardır yaptıklarını sunmak için. Ancak ülkemizdeki dört-beş orkestra yıllık programlarına kaç Türk bestecisi alabilir ki! Şu sıralarda Çağdaş Türk Bestecileri başlıklı bir çalışmayı tamamladım. Kitap halinde basılmakta Pan Yayıncılık'tan. Sayısı elliyi aşan bestecimizi kapsayan bir kitap! Şimdilik yarısının adı ve yapıtı tanınıyorsa, diğer yarısının tanınmış olduğu söylenemez. Ancak her biri ciddi bir bestecilik çabası içinde, çağın sesini yakalamış, çoğu öğretmenlik, yorumculuk ya da yöneticilik gibi vb. diğer işlerinin yanı sıra büyük bir özveri ile sürdürüyor çalışmasını.

Kitabımın sonuna ekledim diskografi (plak listesi) ise hayret verici bir kalınlığa ulaştı. Ne çok kaydı varmış çağdaş bestecilerimizin! Ne yazık ki bunların çoğu kimi bakanlıklar tarafından yaptırılmış, satılmayan, raf bekleyen kompakt diskler. TRT'deki kayıtların kimi silinmiş, kimi zamana göre çok ilkel koşullarda kaydedilmiş, kimi de artık bantların aşımına uğramış durumda. Bugün bir çağdaş Türk besteciliğinden söz ediyorsak, bu bestecilerimizin yapıtlarını örnekleyerek, kaydederek herkesin dinlemesine sunulacak olanaklar yaratmalıyız. Her şeyden ötesi, elimizde var olan eski kayıtları arşiv niteliğinde temizleyip korumalıyız.

Bilgi Çağı'nın sanatçısı
Günümüzün bestecisi artık Bilgi Çağı'nın sanatçısıdır. Bilginin daha hızlı işlendiği, daha güvenli koşullarda saklandığı, daha ivedi iletildiği bir çağın olanaklarından yararlanmaktalar. İletişimin, haberleşmenin, medya dünyasının gelişmesi sanatın her dalında olduğu gibi, müzikte de bestecilerin tüm dünyayı yakından tanıyabilmelerine yol açtı. Uzakdoğu'dan Afrika'ya, ilkel koylardan en yoğun modernizme dek müzik kadar diğer sanat disiplinlerini de öğrendiler.

Ülkemizde hâlâ yerellik mi evrensellik mi, Doğu'ya mı, Batı'ya mı, müzik mi musiki mi tartışmaları sürse bile, yeni kuşaklar bu kısır döngüden sıyrılmış, kültür birikimleriyle yeni teknolojinin birleştiği uç noktalarda yolculuklarını sürdürmekteler. Tüm kültürlerden seçmecilik yoluyla yararlanabilen, yöntemlerin ve ilkelerin tutsağı olmaksızın, sanatçı duyarlılığını her türlü gereci kullanarak anlatabilen genç kuşaklarımız var. Bugün dünyanın dört bir yanında seslerini yükseltebilen, kabul gören, ilgiyle izlenen üyeler var aralarında.


Copyright © 2009 Necil Kâzım Akses